10 01 2013

Sinan Sertel’den Üç Kısa Film

  Kısa film ve belgesel yönetmeni Sinan Sertel’in yakın dönemde imza attığı biri kurmaca, biri animasyona ve biri de belgesel türünde üç kısa filmini Hayal Perdesi okurları ile paylaşıyoruz.   Mahrem 2011, Kurmaca, 11 dk. 5. Kristal Klaket Kısa Film Yarışması, Jüri Özel Ödülü Sıradan bir gün, sıradan bir adam kapısının önünde bir fotoğraf makinesi bulur. Fotoğraf makinesi sıradan değildir...     Gölge Oyunu 2012, Animasyon, 5 dk. Anibar Uluslararası Animasyon Film Festivali, En İyi Balkan Filmi Beyaz Güvercin Kısa Film Yarışması, Mansiyon Ödülü Tüm çocuklar oynamak ister, ama hepsi yapamaz...     Sinyal Yok 2010, Belgesel, 24 dk. 28 Mayıs 2010 günü, dünyanın farklı yerlerinden 6 gemi Filistin’e insani yardım götürmek için yola çıktı. Gemilerde 36 farklı ülkeden, 600’den fazla gönüllü sivil vardı. Yardım konvoyu 31 Mayıs 2010 günü İsrail donanmasının saldırısına uğradı. Uluslararası sularda meydana gelen saldırıda gemilerdeki 9 sivil hayatını kaybetti, 54 kişi yaralandı. Birleşmiş Milletler İsrail donanmasının sivil gemilere yaptığı terörist saldırıyı kınadı.     Sinan Sertel kimdir? 1981 yılında doğdu. Bursa Fen lisesini ve İstanbul Teknik Üniversitesi’ni bitirdi. Üç boyutlu modelleme ve animasyon konularında çeşitli reklam ajanslarında, mimari tasarım ofislerinde ve post-prodüksiyon firmalarında çalıştı. Reklam yönetmenliği yaptı. Fanus-u Hayal adındaki animasyon ve yapım stüdyosunu kurdu. İzmir ve İstanbul’daki ofislerinde 2008’den beri film, reklam ve animasyon hizmeti veriyor. İstanbul Tasarım Merkezi'nde "3DS Max ile Görselleştirme" dersle... Devamı

15 01 2012

Bigane - Belgesel

  Kish Uluslararası Film Festivali için hazırladığımız bir belgesel…     Devamı

15 01 2012

Aşure - Belgesel

  Kish Uluslararası Film Festivali için hazırladığımız bir belgesel…   Devamı

15 01 2012

Kavuşma - Animasyon

Huzurlarınızda ilk animasyon filmimiz Kavuşma...     Kavuşma   *!f Istanbul International Film Festival, TURKEY, 2011 *Ploiesti International Film Festival, ROMANIA, 2011 *3rd CMS International Film Festival, INDIA, 2011 *Cannes International Film Festival, FRANCE, 2011 - Turkey Short Selection *Berlin International Film Festival, GERMANY, 2011 - Turkey Short Selection *Kristal Klaket 4. Short Film Festival,TURKEY, 2010 *ODTÜ Short Film Festival, TURKEY, 2010 *ODTÜ Short Film Selection, TURKEY, 2011 *7. Kazan International Festival of Muslim Cinema, RUSSIA *7. İstanbul Animasyon Festivali, TURKEY, 2011       Birbirine kavuşmak isteyen iki kızın hikâyesi.   Yapım Tarihi - 2010 Süre - 00:04:00 Formatı - Kurmaca, Renkli, HD digital    Yönetmen: Murat Pay Senaryo: Murat Pay  Animasyon: Koray Sevindi, Sinan Sertel  Karakter/Arka Plan Tasarımı/Hikaye Çizimi/Sanat Yönetmeni: Koray Sevindi  Kurgu/Ses: Sinan Sertel  Yapım Sorumlusu: Muhammet Abdülgafur Şahin  Müzik: Talha Günaydın  Seslendirme: Yeşim Tonbaz  Devamı

28 11 2011

Kısa Film: Güvercin

İlk filmimiz Güvercin, zar zor doldurduğu tezgahında mendil satan fakir bir çocukla bir adamın yolunun güvercin sayesinde kesişmesini hikaye ediyor. Film  7. Kazan Uluslararası Müslüman Film Festivali'nde ve Çocuk Vakfı Hakları Çalınmış Çocuklar Kısa Film Yarışması'nda gösterilmişti. Güvercin, 2010, Kurmaca, 10 dk.     Zar zor doldurduğu tezgâhında mendil satan fakir çocukla, bir adamın yolları güvercin sayesinde kesişir. - 7. Kazan Uluslararası Müslüman Film Festivali, Rusya - Hakları Çalınmış Çocuklar Kısa Film Yarışması, Türkiye Yönetmen: Muhammet Abdülgafur Şahin Yönetmen Yardımcısı: Koray Sevindi Senaryo: Muhammet Abdülgafur Şahin, Cihat Caner, Koray Sevindi Görüntü Yönetmeni: Cihat Caner Sanat Yönetmeni: Sena Meral Kurgu: Sinan Sertel Ses: Elif Reis Senaryo ve Yapım Danışmanı: Murat Pay Oyuncular: Yaşar Ayvacı, Ahmet Salih Odabaş Ekim, 2010 ... Devamı

28 05 2010

MİMETİK GÖRÜNTÜ

Sinema perdesindeki görüntü bedenden yoksundur. Işık ve gölgeden oluşur. Ama seyirci bu ışığı değil gerçek bedenleri gördüğü izlenimi edinir. Bu, batı kültürünün çok eski bir rüyasıdır. Gerçeğinden ayırt edilemeyen görüntü boşlukları olmayan bir mimesis ütopyası.             Lumiere kardeşlerin gösterimini yaptığı ilk film, bu ütopyaya en çok yaklaşan filmdir. Bu filmde insanların perdeye yansıyan ışıktan ibaret olan tren görüntüsünün perdeden çıkıp üzerlerine geleceği korkusu ile kaçıştığı söylenir. Sinemanın halen oluşturmaya çalıştığı gerçeklikte budur. Seyirci, sadece filme alınmış bir görüntüyü izlediğini bilmesine rağmen, bu görüntünün gerçeğine sadık bir yeniden üretim olduğuna inanmaya zorlanır.             Varlığı görüntüsü üzerinden kurtarma fikri, sadece batı sanatının değil, Mısır’ın mumyalama işlemleleri, heykelin dinsel işlevi ve fotoğrafın keşfinin temelinde yatmaktadır. Fotoğrafın diğer sanatlardan farkı ise kare içine alınmış yüzün yok olduğunu anlatıp, yaşamın yerini almaya çalışmamasıdır.             Sinemanın keşfi fotoğrafa bağlı olmasına rağmen sinemanın fotoğraftan temel bir farkı vardır; zaman. Sinemanın temel malzemesi olan zaman, fotoğraftaki karede sıkışıp kalmayı ve yitip gitmeyi ortadan kaldırıp gerçekliğin bir kesitini sunur. Bununla birlikte sinema gösteri sineması ve eleştirel-anlatımcı sinema olarak ikiye ayrılmıştır. Gösteri sineması seyircinin görüntü ile özdeşleşmesini sağlamayı çabalarken, anlatıcı sinema görüntü... Devamı

04 05 2010

ÖNYARGILAR VE “12 KIZGIN ADAM”

   Film eleştirisinde birçok bilim dalının birbirinden farklı yaklaşımları vardır. Bu disiplinler farklı bakış açılarına sahip olmalarına rağmen ayrılamadıkları tek şey biçim ve içeriğin bir bütün oluşturması zorunluluğudur. 12 Kızgın Adam'ın konu ve teması itibariyle, her ne kadar Hollywood filmlerinden aşina olsak da, ülkemizde rastlanmayan bir hikâyeye sahip olması, içeriğe biraz mesafeli durmamıza neden olabilir. Bununla birlikte filmin tek ve dar bir mekân içinde geçiyor olması filmin izlenebilirliği açısından filme önyargı ile yaklaşmamıza neden olabilir. Önyargılara karşı yapılan bu filmin, daha izlemeden bizde oluşan önyargıları da yıkması çok anlamlıdır.            1957, ABD yapımlı 12 Kızgın Adam, Sidney Lumet’ in ilk yönetmenlik denemesidir. Film karar aşamasındaki bir mahkeme jürisini anlatır. Filmin başında sinema tarihinin en önemli görüntü yönetmenlerinden biri olarak kabul edilen Boris Kaufman’ın tasviriyle mahkeme binasını görürüz. Bundan hemen sonra ise kısa bir mahkeme sahnesi vardır. Bu babasını öldürmekle suçlanan genç zanlıyı ve hâkimi gördüğümüz tek sahnedir. Bu sahneden sonra film tamamıyla jürinin kapandığı odada geçer. Birbirlerini daha önceden tanımayan, birbirinden suskun bu 12 adamın birbirlerinden üstün bir tarafları bulunmamaktadır Toplumun farklı katmanlarından 12 kişi odaya girer ve neredeyse sıfır aksiyonla ama 96 dakika boyunca sizi koltuğa kilitleyecek film başlar. Her toplulukta olduğu gibi bu on iki kişilik grupta da her türlü yapıda insan vardır. Kimi, akşamki beyzbol maçına yetişmenin derdindedir, kimi kendi oğluna olan öfkesini suçlanan çocuktan çıkarmak istemektedir. Asil(!) ... Devamı

29 04 2010

Tekniğin Olanaklarıyla Yeniden Üretilebildiği Çağda Sanat Yapıtı

               Sanat yapıtları her zaman yeniden üretilebilir olmuştur. Ancak teknik olanaklarla sanatın yeniden üretilmesinin mümkün olmadığı çağlarda bu yeniden üretim öğrencilerin hocalarını taklit, hocaların yapıtlarını yaygınlaştırma ve üçüncü kişilerden kazanç peşindeki üretiminden öteye gitmemiştir.              Tahta baskı teknik bakımdan yeniden üretimi sağlayan ilk yöntem iken, Ondokuzuncu Yüzyıl başlarında bulunan taş baskı ile yeniden üretim tekniği gelişmiştir. Kısa süre sonra bulunan fotoğraf bu tekniği daha da geliştirirken, fotoğrafın konuşma ile aynı hıza erişmesi ile teknik yoldan sesin yeniden üretimine girişildi.  Bu gelişimler sanat yapıtının kitlelere ulaşmasını sağlarken, öznelliğini yok etmişlerdir. Yeniden üretim, hakikiliğin tamamıyla dışında kalır. Ama güzel bir manzarayı odamıza taşıyabilir, açık havada müzik çalan bir grubu odamıza getirebilir. Hakiki sanat yapıtının biricikliği ise tartışılmazdır. Bir heykeli sabit bir yerde ziyaretçilerin beğenisine sunmak portrelerini dağıtmaktan çok daha zorda olsa değerlidir. Kimsenin hakiki sanatı inceleme fırsatı varken bir yeniden üretim ile yetinmesi düşünülemez. Bununla birlikte bir fotoğraf negatifinden üretilen resimlerin hangisinin hakiki olduğu ise tartışmalıdır.  Séverin-Mars’a göre sinema gerçeğe en çok yaklaşan sanattır. Bununla birlikte sinema oyuncusunun izleyici ile bir teması olmadığından tiyatrodaki gibi izleyiciye göre kendini ayarlama olanağına sahip değildir. Bu da izleyicinin oyuncu ile özdeşleşmesini zorlaştırmaktadır. Buna ek olarak oyuncuda tiyatro sahnesinde iken izleyici ile birlikte oyunun havasına gire... Devamı

15 04 2010

Çağımızın Dili

  Sinemanın Çağdaş Yaşamdaki Yeri                 Sinemanın günlük yaşamımızdaki önemi tartışılmazdır. Dünyada milyonlarca insanın hergün yüzbinlerce sinema salonuna girmesi bunun en önemli kanıtıdır. Hatta sinema insanların sanatlarında aralarındaki yegâne bağ olma yolunda ilerlemektedir. 19. yüzyılda ilkokulları mecburi hale getirilmesi ile okuma yazma oranının artması ve kitaba olan ilginin artması beklenirken, günlük gazete üretiminin patlamasında başka bir işe yaramamıştır. Aynı dönemde yeni tekniklerin ortaya çıkması ile sinema basımın yerini almaya başladı. Bununla birlikte sinemaya uyarlanan kitapların satışlarının artması, sinemanın edebiyata yaptığı doğrudan katkıya bir örnektir. Sinema çok büyük bir hızla gelişerek, kâşiflerinin hayal dahi edemedikleri bir noktaya ulaştı. Sinema, evrensel bir dil haline geldi.             Çağımızın Halk Sanatı             Ortaçağdan beri folklor veya çeşitli biçimlerde halk sanatları vardı. Ama bunların hepsi kaybolma yolundaydı. Bu ortamda sinema halk sanatlarının en üstünü olarak karşımıza çıkmaktadır. Sinemanın hızlı yayılma ve çok sayıda seyirciye ulaşma imkânı, onu hızla halk sanatı olma yoluna itmiştir. Konuşma ya da yazı dilinin yalnız başına sinema dili ile rekabet edemeyecekleri artık ortadadır.             Nesne Dili             Sinema somut ve evrensel olan nesne dilini kullanmaktadır. Bu dil heykel, resim ve tiyatro ile birlikte bir eğitim aracı olarak kullanılmıştır. Din adamlarından başkasının okuyamadığı İncil yerine i... Devamı

31 03 2010

Fotoğraf Görüntüsünün Varlıkbilimi

          Mısır dinine göre ölüm zamanın zaferidir. Zamanın efendisi olmak adına varlığın maddi görünüşlerini yapma ihtiyacı doğmuştur. Bu da plastik sanatların meydana gelişinde bir temel oluşturan mumyalama işini doğurmuştur.             İlk Mısır heykeli bir insan mumyasıdır. Sonradan bu mumyaların tecavüze uğramasına karşı bir güvenlik tedbiri alma ihtiyacı belirmiştir. Bu ihtiyacı karşılama adına topraktan heykeller yapılmıştır. Bu heykeller, ceset kazaya uğradığı hallerde kullanılabilecek yedek mumyalardı. Heykeller bu işlevleri dolayısıyla ilk dinsel anlamlarını kazanmışlardır. Heykeller, varlığı görünüş yardımı ile ölümden kurtarmakta idiler.             Sanatın ve uygarlığın gelişmesi ile, plastik sanatlar bu manevi görevden uzaklaşmıştır. Ama mumyaların yerini alan portrelerin modeli hatırlamamızı sağladığı, yani modele manevi bir kalıcılık sağladığı düşünülebilir. Artık amaç ölümü geride bırakmak değil zamanı dondurmaktır. Plastik sanatların tarihi yalnız estetiğin değil, ruhbilimin ve gerçekçiliğinde tarihidir.             15. yüzyıl itibariyle, plastik sanatlarda manevi kaygılardan vazgeçilmeye başlanmış ve dış dünyayı taklit eden anlatımla birleştirme çabası görülmeye başlamıştır. Perspektifin bulunuşu da bu döneme denk gelmektedir. Resim bundan böyle estetik ve dış dünyanın yerine benzerini geçirme  çabası şeklinde ikiye bölünmüştür. 16. yüzyıldan itibaren de tamamiyle zihnî ve estetik dışı olan yanılsama ihtiyacı, plastik sanatların etkiledi. Hem gerçekçi hem de manevi olan Ortaçağ sanatı, perspektif ile bu... Devamı